Beklemek
Rutin aralıklarla bir sağa bir sola gidip gelen kısık sesli sileceklerin berraklaştırdığı bulanmaya mahkûm bir camın ardında
Buz kesmiş ellerinizin saatlerdir ısıtamadığı meşin kaplı bir direksiyonun başında
Issız bir istasyonda
Titrek parmaklarınızın ters yüzüyle dudaklarınızı örterken dirseklerinizi pervazına dayadığınız bir pencere kenarında
Bir şemsiye altında
Artık ılınmış bir fincan çayın, zarif porselen tabağındaki yarısı ısırılmış bisküviyle durduğu dağınık bir masada
Boş bir bilgisayar ekranının başında
Kış loşluğunun yayıldığı geniş, sessiz, parkeleri yı pranmış, perdeleri sararmış bir salonun yıllanmış kadife koltuğunda
Beklersiniz.
Savaşa uğurladığı bir günlük erkeğini kasıklarında saklayan bir gelin
Firar etmiş bir asker
Paslı demirlerin görüntüleri böldüğü ziyaret gününü iple çeken bir müebbet mahkûmu
Ameliyathane kapısının yanında sırtı soğuk duvara yaslı umutsuz bir hasta yakını
İlk kez saçları kısacık kestirilmiş, ilk defa üniforma giydirilmiş, ilk günün son zili yaklaşırken çantasını sıkı sıkıya kavrayı p içini çeken, hıçkırık gizli küçük yüreğindeki kocaman kasvetle annesine sarılacağı anı hayal eden bir çocuk gibi
Beklersiniz.
Görmediğiniz, ismini söyleyemediğiniz, bir türlü tarif edemediğiniz, yerini bilemediğiniz ama varlığından emin olduğunuz birini beklersiniz öylece durduğunuz yerde.
Sıkışı p kaldığınız tozlu tavan arasından, hayatınızı ağır ağır kaplayan o zehirli örümceğin ağından, sonsuz mutsuzluğunuzdan, dinmeyen huzursuzluğunuzdan, genişleyen iç sıkıntınızdan, sağaltamadığınız kaynağı belirsiz acınızdan, sırtınızda yükselen mecburiyetler kamburundan, kimsesiz yalnızlığınızdan sizi çekip almasını beklersiniz.
Dizlerinizin, ellerinizin, dudaklarınızın titrediğini hissettiğiniz, korunmaya ihtiyaç duyduğunuz her an biraz daha artan bir şiddetle ortaya çıkmasını istediğiniz
Hiç tanımadığınız, hakkında hiçbir şey bilmediğiniz, hiç incitmediğiniz, henüz incinmediğiniz o kişiyi beklersiniz siz.
Kendinize kıvrılmak zorunda olduğunuz gece yarılarında onu ararsınız yanınızda. Gözlerinizi kapatı p parmaklarınızın ucuyla yüzüne dokunursunuz. Elinizi olmayan elinin içine yerleştirir, başınızı göremediğiniz omzuna yaslarsınız. Aşina olmadığınız kokusunu duyarsınız.
Beklemediğiniz bir anda çalan kapının ardında, yanlış düşen bir telefonun ucunda onu bulmayı, her gün döndüğünüz köşe başında onunla karşılaşmayı umarsınız.
Onu arayacak gücünüz yoktur. Sizi gelip bulmasını, küçük bir sesle, belki bir nefesle varlığını size duyurmasını istersiniz. İhtiyaç duyduğunuz anlarda Alaaddinin sihirli lambasından çıkan iyi kalpli cin gibi önünüzde beliriversin, hiç konuşmadan yanınızda otursun, başınızı ellerinin arasına alsın, sonsuz bir şefkatle sizi sarsın, saçlarınızı sevsin, başka hiçbir şey yapmadan uzun uzun sizi sevsin istersiniz. Dokunmanın büyüsüyle iyileşeceğinizi bilirsiniz.
Gözlerinizi birkaç saniyeliğine kapatacak olsanız unutacağınız, çizgilerini hafızanıza asla yerleştiremeyeceğiniz bir yüze, karaltıyı andıran bir görüntüye sahiptir o. Entrikalarla dolu bir filmin, sadece birkaç sahnesinde ortaya çıkan ama onsuz da olmayan repliksiz iyi karakteridir.
Taşıyamayacağınız kadar büyük yüklerin altına girdiğiniz hayatınızı kolaylaştırmasından başka bir şey istemezsiniz ondan. Sadece sessiz varlığına ihtiyaç duyduğunuz anlarda kendinizi teslim edersiniz ona. Bu yüzden sadece o zamanlarda sessizce çağırırsınız.
Bir hayaleti bekler gibi beklersiniz onu.
Bir hayaleti sever gibi seversiniz.
Funda Özgür
[link]