daha once okumamistim... hazirlanan siteyi inceledim biraz, ama muallakt akaldim, askerde mi intihar etmis, amansiz hastaliktan mi olmus? ... .. . dili ve kurgusu cok iyi... paylasim icin tesekkurler.
Hastalığının şiddetinin arttığı bir dönemde askerlik yaparken ölümü tercih ediyor İlhami Çiçek...
Satranç dersleri edebiyat tarihimizin yüzaklarında biridir bence...
Ahmet Oktay'dan
YOL USTUNDEKİ SEMENDER
Ey kalp! gece olsun, vehmi ve cinneti emziren-Avcundadır çocuğun ve delinin, Allahın eli- layemut gece - Gezginin saatidir ki titreyen kandilin nurunda arar kendi yazısız taşını her mezarlıkta
Derunumda ağır ağır kurudu kırmızı zakkum, karardı sebilin mermeri ve gizlendi bu belleksiz zamandan sönen bir yangın gibi kûfi.
Ezelden beri mi göçüyorum ben? Her hayal döner kalbe ve vurur bir eski saatin sesiyle: -Bana gel.
Kimdir ki o ben, mevsim bir yaprak ırmağı gibi akı gider içinden
Ey gözüne tuzla sürme çeken Şıblî ! Başka dudaklar da var zikrla tara olan. İblis ve iğva beni uyutmayan
Ürktüm bu yüzlerden -Bu kadın yüzleri ki güzellik saptırır imanı -örtünmelidir- Mangalın korunu avcuna koy da hatırla:nasıl unutmuştu 20 yıl Kur’an’ı İbnü’l Cella
Yine de tene yöneldim. Püsküren bir yanardağ gibi lav akıttım her yanımdan öleyim diye isteğimden önce
Seyret beni Adem, Seyret beni Doktor!
Her göz başka bir hayatın vampiri
Yaşım 27 -İnsan kökü çürümüş çınar gibi apansız ihtiyarlar- Azaltmıyor, azaltmıyor müezzinin sesi göğsümdeki kederi
Veronal ve lüminal. Naylon ve plastik kent ve çöl
Dün geceydi yandım “yaşayan sağlam delile dayanarak yaşasın” diyen ayetle
Ey Rab çürük benim delilim Nereye ait ki bu hicranlı suret? Bu gözler çoktan kesti dünyayla o karanlık sohbetini. Satranç ve dil yeniktir ezelden
Bakıyorum pencereden sırtımda patiska bir gömlek ve avcumda Allahın eli, yerin en dibine
“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın”*
Intiharla bir söyleşi bu kitap.
Edemediğim ve edebileceğim intiharlarla.
Her insan aklında en az bir kez öldürür kendini. Çünkü biliniyor artık; tek içgüdü değil yaşam içgüdüsü.
Sözcükleri seçen kişi, zamanı sorgular durmadan ve bu güncel zorunluluk, isteyelim istemeyelim; tarihsel bir an’da ontolojik bir sorun olarak da belirir.
Galiba şu intiharın kökenindeki soru:
Onaylıyor muyum? Buradan bakıldığında, bir “öteye geçiş“ sorunu değildir intihar. Tam tersine: bir “burada oluş“sorunudur. Sartre’ı anımsayalım:“İntihar bir başka yoludur dünyada varolmanın.“
Camus’den yüzyıl önce Novalis yazmıştı: “İntihardır tek felsefe sorunu.“
Bu yüzden yaşamın da sorunudur.
Yaklaşık olarak “her yerdedir yaşam“ diyor Seneca. Ama bu yaklaşım, dünyasının “aydınlık”tan görünüşünü yansıtıyor; gelgelelim bir de “karanlık” yan var tarihin içinde işleyen.
Bu ikilemi şöyle dillendiriyor Sergei Moscovici: “Ölüme hayır demek yetmez yaşama evet demek gerekir.“
“Evet“i söylerken kekeleyen, adayıdır ölümün.
Ve insan en beklenmedik anda en umulmadık anda kekeleyebilir.
Yesenin’i onaylamayan, “bu hayatta ölmek kolay iş, yeni bir hayata başlamak güç olan“ diye yazan Mayakovski, yine de öldürdü kendini.
Benzer bir yazgıyı Paylaştılar gencecik Can İren’le 60’ını geçen Rasih Güran.
Yanlış’la doğru’nun sallantılı olduğu bir zemin bu.
Kesin olan şu: Kur’an’ın da İncil’in de kovulmuşu’dur müntehir. Büyük Yetke’nin amansız muhalifi’dir de ondan. Bir de şu: umut besleme olanağı kalmamışsa, yaşamın anlamı da kalmaz. Eğer verdiğimizin dışında verebildiğimizin dışında bir anlamı varsa.
Bu kitabın adını andığı, ölümlerini bir bir denemeye çalıştığı 12 insan, korkak oldukları kadar cesur umutsuz oldukları kadar umutluydular. Yaşamlarından da ölümlerinden de çıkaracağımız dersler, unutulur gibi değil. Yapıtları ise içlerinde kendi suretlerimizin yansıdığı kristal aynalardır
Edemediğimiz ve edebileceğimiz tüm intiharlar ateşten gözleriyle bakıyorlar yolun üstündeki bir semender gibi Yol Üstündeki Semender,
Ahmet OKTAY,Ada Yayınları, Ekim 1987
--
“sadece suyun yaşayışını izledim ve toprağın dinginliğini…” Bijen Celali
Devious Comments
hazirlanan siteyi inceledim biraz, ama muallakt akaldim, askerde mi intihar etmis, amansiz hastaliktan mi olmus?
...
..
.
dili ve kurgusu cok iyi...
paylasim icin tesekkurler.
--
...h`ic degismedi, hep s`onsuz...
Satranç dersleri edebiyat tarihimizin yüzaklarında biridir bence...
Ahmet Oktay'dan
YOL USTUNDEKİ SEMENDER
Ey kalp!
gece olsun,
vehmi ve cinneti emziren-Avcundadır
çocuğun ve delinin,
Allahın eli-
layemut gece - Gezginin saatidir ki
titreyen kandilin nurunda
arar kendi yazısız taşını
her mezarlıkta
Derunumda
ağır ağır kurudu kırmızı zakkum,
karardı sebilin mermeri
ve gizlendi bu belleksiz zamandan
sönen bir yangın gibi
kûfi.
Ezelden beri mi göçüyorum ben?
Her hayal
döner kalbe
ve vurur bir eski
saatin sesiyle:
-Bana gel.
Kimdir ki o ben,
mevsim
bir yaprak ırmağı gibi
akı
Ey gözüne tuzla sürme çeken Şıblî !
Başka dudaklar da var
zikrla tara olan.
İblis
ve iğva beni uyutmayan
Ürktüm bu yüzlerden -Bu kadın yüzleri
ki güzellik
saptırır imanı
-örtünmelidir-
Mangalın korunu avcuna koy da
hatırla:nasıl unutmuştu 20 yıl Kur’an’ı
İbnü’l Cella
Yine de
tene yöneldim. Püsküren
bir yanardağ gibi
lav akıttım her yanımdan
öleyim diye isteğimden önce
Seyret beni Adem,
Seyret beni Doktor!
Her göz başka bir hayatın vampiri
Yaşım 27 -İnsan
kökü çürümüş çınar gibi
apansız ihtiyarlar-
Azaltmıyor, azaltmıyor
müezzinin sesi
göğsümdeki kederi
Veronal ve lüminal. Naylon
ve plastik
kent ve çöl
Dün geceydi yandım
“yaşayan sağlam delile
dayanarak yaşasın”
diyen ayetle
Ey Rab
çürük benim delilim
Nereye ait ki
bu hicranlı suret?
Bu gözler
çoktan kesti dünyayla o karanlık
sohbetini.
Satranç ve dil
yeniktir ezelden
Bakıyorum pencereden
sırtımda patiska bir gömlek
ve avcumda
Allahın eli,
yerin en dibine
“Yalnız hüznü vardır
kalbi olanın”*
Intiharla bir söyleşi
bu kitap.
Edemediğim
ve edebileceğim
intiharlarla.
Her insan
aklında en az bir kez
öldürür kendini.
Çünkü biliniyor artık;
tek içgüdü değil
yaşam içgüdüsü.
Sözcükleri seçen kişi,
zamanı sorgular durmadan
ve bu güncel zorunluluk,
isteyelim istemeyelim;
tarihsel bir an’da
ontolojik bir sorun olarak da
belirir.
Galiba şu
intiharın kökenindeki soru:
Onaylıyor muyum?
Buradan bakıldığında,
bir “öteye geçiş“
sorunu değildir intihar.
Tam tersine:
bir “burada oluş“sorunudur.
Sartre’ı anımsayalım:“İntihar
bir başka yoludur
dünyada varolmanın.“
Camus’den yüzyıl önce
Novalis yazmıştı:
“İntihardır
tek felsefe sorunu.“
Bu yüzden
yaşamın da
sorunudur.
Yaklaşık olarak
“her yerdedir yaşam“
diyor Seneca.
Ama bu yaklaşım,
dünyasının “aydınlık”tan
görünüşünü yansıtıyor;
gelgelelim
bir de “karanlık” yan var
tarihin içinde işleyen.
Bu ikilemi
şöyle dillendiriyor
Sergei Moscovici:
“Ölüme hayır demek yetmez
yaşama evet demek gerekir.“
“Evet“i söylerken
kekeleyen,
adayıdır ölümün.
Ve insan
en beklenmedik anda
en umulmadık anda
kekeleyebilir.
Yesenin’i onaylamayan,
“bu hayatta ölmek
kolay iş,
yeni bir hayata başlamak
güç olan“
diye yazan Mayakovski,
yine de öldürdü kendini.
Benzer bir yazgıyı
Paylaştılar gencecik Can İren’le
60’ını geçen Rasih Güran.
Yanlış’la doğru’nun
sallantılı olduğu bir zemin bu.
Kesin olan şu:
Kur’an’ın da İncil’in de
kovulmuşu’dur müntehir.
Büyük Yetke’nin amansız
muhalifi’dir de ondan.
Bir de şu:
umut besleme olanağı
kalmamışsa, yaşamın
anlamı da kalmaz. Eğer
verdiğimizin dışında
verebildiğimizin dışında
bir anlamı varsa.
Bu kitabın adını andığı,
ölümlerini bir bir
denemeye çalıştığı 12 insan,
korkak oldukları kadar cesur
umutsuz oldukları kadar
umutluydular.
Yaşamlarından da
ölümlerinden de çıkaracağımız
dersler, unutulur gibi değil.
Yapıtları ise içlerinde
kendi suretlerimizin yansıdığı
kristal aynalardır
Edemediğimiz
ve edebileceğimiz
tüm intiharlar
ateşten gözleriyle bakıyorlar
yolun üstündeki
bir semender gibi
Yol Üstündeki Semender,
Ahmet OKTAY,Ada Yayınları, Ekim 1987
--
“sadece suyun yaşayışını izledim ve toprağın dinginliğini…” Bijen Celali
...
--
...h`ic degismedi, hep s`onsuz...
Previous PageNext Page